Halep Üniversitesinde bir konuşma için davet edildim. Uzun süredir mutfak kültürünü incelemek için Suriye’ye gitmek istiyordum. Mevsimin de bir Suriye gezisi için uygun olması nedeni ile eşim ile birlikte bir haftalık bir gezi yapmaya karar verdik.

Suriye yeşil pasaportlular da dâhil, Türk vatandaşlarından vize istiyordu (2010 yılından itibaren Türk vatandaşlarına vize kalktı). Ankara’da büyükelçilik, İstanbul ve Gaziantep’te konsolosluklardan vize alınabiliyor. Bizim oturduğumuz yer Antalya olduğu için Ankara ve Gaziantep’ten vize alabileceğimiz söylendi. Suriye’ye ulaşmak için başlıca üç yol var. Birincisi, İstanbul-Şam arasında uçmak, ikincisi Gaziantep’ten karayolu ile girmek, üçüncüsü ise Antakya’dan karayolu ile girmek. Biz Gaziantep’ten vize alarak buradan karayolu ile girmeyi tercih ettik. 23 Nisan gecesi Gaziantep’te Konsolosluğa çok yakın olan Nil Otel’de kalıp sabah hemen konsolosluğa gittik. Vize için başvuru 8-11 arasında yapılıyordu. Konsolosluğa giderken bir delikanlı 5 TL karşılığında vize formlarını doldurabileceğini söyledi. Bizi bir büroya götürüp çay ikram etti. Biz çaylarımızı içerken formları doldurdu. Sonra da başvurularımızın sadece eşim tarafından yapılmasının daha az vaktimizi alacağını söyledi, zira konsolosluğun önünde iki kuyruk vardı, biri erkekler, diğeri de kadınların kuyruğu. Erkek kuyruğunda 50-60 kişi varken, kadın kuyruğunda 3-4 kişi vardı. Eşim kuyruğa girerek belgeleri teslim etti ve gezmeye çıktık. Pasaportları saat 2’de alacağımız söylendi. Öğlen yemeğine kadar gezdikten sonra öğlen İmam Çağdaş’a gittik. Mevsim gereği keme kebabı olduğunu öğrendim ve ilk kez keme yeme imkânım oldu. Lezzetli, ancak sık sık yeme ihtiyacı duyacağım kadar da eşsiz bir şey değil.

Keme kebabı, İmam Çağdaş, Gaziantep
Keme kebabı, İmam Çağdaş, Gaziantep

Saat 2’de pasaportlarımızı almaya gittik. Pasaportları bir izdiham içinde yüksek sesle isimleri okuyarak dağıtıyorlar. Bir saatlik bir mücadeleden sonra pasaportlarımızı alabildik. Konsolosluğun çevresinde dolmuş taksiler Halep’e yolcu taşımak üzere bekleşiyorlardı. Bir tanesi ile anlaştık, Suriyeli, Türkçeyi çat pat konuşan bir Arap şoförün taksisine bindik. Halep’e adam başı 20 TL’ ye götürüyordu. Yol arkadaşlarımız, Ceylanpınarlı Kürt bir üniversite öğrencisi ve Özbek bir Doktordu. Üniversite öğrencisi olan yol arkadaşımız, Suriye’de yaşayan akrabalarını ve Suriye vatandaşı olan nişanlısını görmeye gittiğini söyledi. Diğer yol arkadaşımızın niye gittiğini pek anlayamadık, zira ertesi gün sabah onda geri döneceğini söyledi. Halep’in çok tozlu ve pis bir yer olduğunu, orada yemek yemeye korktuğunu, yiyeceklerini yanında götürdüğünü söyledi.

Antep-Halep arası 120 km. Sürekli uyuklayan ve sürekli hatalı sollama yapan şoförümüzle tuhaf bir yolculuk yaptık. Öncüpınar sınır kapısından girdik. Suriye tarafında Esat’ların resimleri ve perişanlık hemen gözümüze çarptı. Baba-oğul Esatların resimleri ve Baba Esat’ın heykelleri bütün Suriye seyahati boyunca en çok gördüğümüz figürler oldu. Sınır kapısını geçince, bir Arap ülkesi için hayal etmediğimiz yeşillik, tarım alanları ve zeytinliklerle dolu bir bölgeden geçtik. Yol iki şeritli asfalt, bakımsızdı.

Başer Esad'lı afiş, Şam
Başer Esad’lı afiş, Şam

Halep’ten hemen Şam’a gitmeye karar vermiştik, onun için şoförümüze bizi otobüs terminaline bırakmasını söyledik. Öğrenci arkadaşımız da Şam’a gideceği için beraber bilet almaya gittik. Akrabaları ona Zeytouni firmasından bilet almasını söylemişler, biz de öyle yaptık. Bilet fiyatı 125 suriydi (50 suri=1 dolar). Halep Şam arası uçakların da 25 dolar olduğu söylendi. Otobüs saatini beklerken, bir adam gelip Türk olup olmadığımı sordu. Sonra da kırık bir İngilizce ile kendisinin Suriyeli bir Kürt olduğunu, Apo’yu çok sevdiğini söyledi, sonra da gitti. Dört saatlik bir otobüs yolculuğu yaptık. Otobüste kaymaklı bisküvi ve antibakteriyel jel ikram ettiler. Modern ve konforlu bir otobüstü. Televizyonda Suriye yapımı bir romantik komedi gösterdiler. Suriye’nin Cem Yılmaz’ı olduğunu tahmin ettiğim bir oyuncunun filmiydi. Bu genç, vaktini bilgisayarda vurdulu kırdılı oyunlar oynayarak geçiren, işsiz ve işe yaramaz olduğu için sürekli babasından fırça yiyen bir delikanlıdır. Sonra babasının yanında çalıştığı zengin adamın kızı için bir koruma aradığını öğrenir. Çelimsiz bir delikanlı olmasına rağmen bir yolunu bularak bu işe girer. Daha sonra aklının ve şansının yardımı ile işler yolunda gider, bir yandan da kıza âşık olur, film böyle devam eder. Seyri hoş, kurgusu ve oyunculuğu düzgün bir filmdi. Daha sonraki günlerde, Suriye’de televizyonculuk, grafik, resim, reklâm alanlarında ülke performansı ile uyumsuz bir iyilik hali olduğunu gördük. Şam otogarında indik. Öğrenci yol arkadaşımızın Türkçe bilmeyen bir akrabası bizi taksiye bindirdi, bizim adımıza pazarlık yaptı ve bizi bir otele gönderdi. Bu arada öğrenci yol arkadaşımızın da Arapça bilmediğini ve akrabaları ve nişanlısı ile Kürtçe konuştuğunu belirteyim.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir